11 Eylül saldırılarının üzerinden çeyrek asra yakın bir süre geçti. Ancak o günün ardından şekillenen siyasi iklim, Müslüman topluluklar üzerindeki etkisini hâlâ sürdürüyor. Gazeteci Mobeen Azhar'ın yeni belgeseli, işte bu uzun gölgeyi mercek altına alıyor. Belgesel, yalnızca terör saldırılarını ve sonrasını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda Batı toplumlarında Müslümanlara yönelik algının nasıl dönüştüğünü, bu dönüşümün gündelik hayata nasıl yansıdığını ve İslamofobinin nasıl kurumsallaştığını gözler önüne seriyor. Azhar'ın yaklaşımı, izleyiciyi rahatsız eden sorular sormaktan çekinmiyor. Hatta zaman zaman kendi kararlarını da sorguluyor. Bu yönüyle belgesel, sıradan bir yapım olmanın ötesine geçerek bir öz hesaplaşma niteliği taşıyor.
İslamofobinin Yükselişi ve Medyanın Rolü
Saldırıların hemen ardından Batı medyasında Müslümanları temsil eden imgeler hızla çoğaldı. Güvenlik kaygıları, göç karşıtlığı ve kültürel farklılıklar etrafında örülü söylemler, ana akım medyada geniş yer buldu. Bu süreçte İslamofobi, yalnızca bireysel önyargılarla sınırlı kalmadı; politik söylemlere, yasal düzenlemelere ve gündelik ayrımcılık pratiklerine de sirayet etti. Azhar'ın belgeseli, bu sürecin nasıl işlediğini adım adım takip ediyor. Özellikle 11 Eylül sonrası Müslüman kimliğinin nasıl bir güvenlik tehdidi algısıyla iç içe geçtiğini ve bu algının nesiller boyu nasıl aktarıldığını gösteriyor. Belgeselde konuşan isimler, yalnızca mağduriyet anlatmıyor; aynı zamanda bu süreçte kendi topluluklarının içinde yaşanan dönüşümleri, radikalleşme eğilimlerini ve kuşak çatışmalarını da dile getiriyor. Böylece mesele tek boyutlu bir karşıtlık olmaktan çıkıp çok katmanlı bir tabloya dönüşüyor.
Medyanın İki Yüzlü Tavrı
Belgeselin en çarpıcı yanlarından biri, medyanın kendi içindeki çelişkileri cesurca göstermesi. Azhar, 2024 yılında çektiği Small Town, Big Riot adlı belgeselde, çevrimiçi propagandalarla radikalleşen aşırı sağcı grupların nasıl sokağa döküldüğünü anlatmıştı. Bu yeni yapımda ise odağı genişleterek, benzer bir radikalleşmenin farklı topluluklarda nasıl filizlendiğini sorguluyor. Ancak belgesel, yalnızca sağcı grupları eleştirmekle kalmıyor; ana akım medyanın Müslümanlara yönelik indirgemeci dilini de sorguluyor. Örneğin, bir suçun faili Müslüman olduğunda haber başlıklarına dinin eklenmesi, ancak fail başka bir gruptan olduğunda bu detayın atlanması gibi yaygın bir pratiği gözler önüne seriyor. Bu tür bir temsil, İslamofobinin yükselişinde medyanın payını gündeme getiriyor.
Belgeselin Cesareti ve Sınırları
Azhar'ın en büyük meziyeti, zor konuşmaları yapmaktan kaçınmaması. Belgeselde, İslamofobiye maruz kalan bireylerin yanı sıra, bu önyargıyı besleyen söylemleri dile getiren kişilere de yer veriliyor. Hatta bazı bölümlerde Azhar'ın kendi mesleki kararları da eleştiriliyor. Bu, seyirciyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıp aktif bir düşünme sürecine davet ediyor. Ne var ki belgesel, konuyu ele alırken zaman zaman dağılabiliyor. Birden fazla temayı aynı anda işlemeye çalışması, anlatının odak noktasını zaman zaman bulanıklaştırıyor. Yine de bu durum, yapımın değerini azaltmıyor; aksine, konunun ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyor. Azhar, izleyiciye kolay cevaplar sunmuyor; aksine, rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.
Toplumsal Yansımalar ve Gelecek
Belgesel, yalnızca geçmişi anlatmakla kalmıyor; bugüne ve yarına dair ipuçları da veriyor. Özellikle Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da yükselen aşırı sağ hareketler, göçmen karşıtlığı ve İslamofobik söylemler, belgeselin altını çizdiği temel meseleler arasında. Azhar, bu söylemlerin nasıl normalleştiğini ve ana akım siyasete nasıl entegre olduğunu göstererek, izleyiciyi bugünün dünyasında benzer bir dönüşümün yaşanıp yaşanmadığını sorgulamaya itiyor. Belgesel, aynı zamanda Müslüman toplulukların kendi içindeki çeşitliliği ve farklı sesleri de duyuruyor. Bu, tek tip bir Müslüman kimliği algısını kırmaya yardımcı oluyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Belgesel hangi konuları ele alıyor?
Belgesel, 11 Eylül sonrası Müslüman kimliğini, İslamofobinin yükselişini, medyanın temsil pratiklerini ve toplumsal radikalleşmeyi ele alıyor. Ayrıca, Müslüman toplulukların kendi içindeki dönüşümleri ve kuşak çatışmalarını da inceliyor.
Belgeselin yönetmeni kim?
Belgeselin yönetmeni, daha önce Small Town, Big Riot gibi yapımlarla tanınan gazeteci Mobeen Azhar. Azhar, zorlu konuları cesurca ele almasıyla biliniyor.
Belgesel neden önemli?
Belgesel, ana akım medyada yeterince tartışılmayan konuları gündeme taşıyor ve izleyiciyi rahatsız edici sorularla yüzleştiriyor. İslamofobinin yalnızca bireysel bir önyargı değil, aynı zamanda kurumsal ve sistematik bir sorun olduğunu gözler önüne seriyor.
Belgesel hangi platformda yayınlandı?
Belgesel, televizyon ve dijital platformlarda yayınlandı. Yayınlandığı tarih ve platform hakkında daha fazla bilgi için ilgili yayıncı kuruluşun program takvimine bakabilirsiniz.

